Translate

23 Ekim 2009 Cuma

Dün gece büyülendim


Dün gece Beyoğlu Hayal Kahvesi'nde Jülide Özçelik konserine gittim. Öncelikle şunu belirteyim ki sigara yasağı müthiş birşey. Kapalı alanlarda sigara içilmesi yasaklandıktan sonra ilk kez kapalı bir bar konserine gittim ve eve döndüğümde üstüm başım saçlarım sigara kokmuyordu ki bu hayat standartlarımızda ciddi bir yükselme demektir.

Saat 10:45 gibi konser başladı. Albümde olmayan bir parçayla girdiler: Vitrin. Bir Özdemir Erdoğan eseri. Ardından albümden şarkıları sıraladılar Jülide ve ekibi; Mecnunum Leylamı Gördüm, Geçti Dost Kervanı, Anan Var Midur, Kendinle Kalırsın, Kara Toprak ve daha nice. Son olarak da bis tadında Yalan Dünya'yı çaldılar ve 00:15 gibi veda ettiler.

İki saatlik çok kaliteli bir gece yaşadığımı söyleyebilirim. Yalnız gidiyorum diye sıkılacağımdan korkmuştum (konseri beklerken biraz da sıkıldım açıkçası) ancak sahnedeki performans öylesine büyüledi ki beni, iyi ki gitmişim dedirtti. Jülide'ye eşlik eden müzisyenler de (Cem Tuncer (g), Ercüment Orkut (p), Kağan Yıldız (b), Ediz Hafızoğlu (d)) enfesti. Hepsi görevini fazlasıyla yaptılar ve muazzam bir performans sergilediler. Hayal Kahvesi de sevdiğim bir bar. Kaliteli. Bir de içkilerin fiyatları biraz daha ucuz olsa :)

Jülide Özçelik herkese şiddetle tavsiye ettiğim, fakat konserine gitmeye kimseyi kandıramadığım bir müzisyen. Gerçi bu herkesin içinin geçmiş olmasından kaynaklanıyor.

Kendisinin yeni albümlerini hevesle beklemekteyim.

16 Ekim 2009 Cuma

Atatürk'ün motosikletli tek fotoğrafı


Bu fotoğrafı daha önce bir dergide görüp kesmiş ve panoma yapıştırmıştım. Taşınmalar sonucu bu fotoğraf hasar gördü, nette ne kadar iyi ve kötü aradıysam da bulamadım. Bugün tesadüfen Motoplus'un sanal galerisinde denk geldim.

Stroke it

Stroke it, mouse'un sağ tuşuna basılı tutarak yaptığınız hareketi algılayıp, bu harekete atanmış olan komutu çalıştıran bir program. Her türlü komutun atanabileceği bu programı kullanmak da oldukça kolay.
Örnek vermek gerekirse, mouse'un sağ tuşuna basılı tutarak bir C çizdiğinizde, aktif olan pencereyi kapatıyor. Veya sağ üstten sol alta doğru bir çizgi çektiğinizde aktif pencereyi minimize ediyor. M çizdiğinizde windows'un default mail programını açıyor. Bunun gibi bir dünya aksiyon var.
Stroke it'in öğrenme yeteneği de var. Mevcut mouse hareketleri dışında bir hareketi öğretebiliyorsunuz.
Mouse hareketlerine atayacağınız aksiyonların sayısı sınırsız. Custom hareket tanımlanabiliyor. Örnek vermek gerekirse, outlook'u açıp mailleri kontrol eden sonra facebook'u ve birkaç üye olduğum siteyi de açıp hepsine tek tek login olan custom bir aksiyonum var. Kendi üzerindeki aksiyonlardan seçme yapamadığınız ama windows'a göndereceğiniz mesajın kodunu biliyorsanız kendi WinMSG mesajınızı da oluşturup bir aksiyona atayabilirsiniz.
Her programa özgü hareket de tanımlanabiliyor. Yani sola doğru çizilen çizgi Internet Explorer'da "geri" komutuna denk gelirken, winamp'te bir önceki şarkıyı çal, başka bir programda ise kendi atadığınız başka bir komuta denk gelebiliyor.
Bütün bunları sağlayan bu programın harcadığı memory ise komik. Şu an baktığımda 960K olduğunu görüyorum. Memory'ye göre sıraladığımda alttan 6.sırada.
Program bedava. Şu adresten temin edilebilinir: http://www.tcbmi.com/strokeit/
Stroke it benim için vazgeçilmez bir program. Yüklü olmayan başka bir bilgisayara oturduğumda mouse sağ tuşa basıp saçma sapan hareketler yapmama bile sebep oluyor :)

15 Ekim 2009 Perşembe

Bir kuş hikayesi

Bir kuş soğuk bir kış gününde yiyecek bulabilmek için kanat çırpıp duruyormuş. Hava o kadar ayazmış ki minik kuş dayanamayıp karın üstüne düşmüş.
Kuş çaresiz, soğuk karın üstünde ölümü beklerken ordan geçen bir inek kuşun üstüne sıçmış. Kuş öyle bi sinirlenmiş ki, kanatları donmamış olsa, kalkıp ineği dövecek.. bi de bakmış ki bokun sıcaklığı ile kanatları çözülmüş, yaşama geri dönmüş.
Öyle bi sevinçle ötüyomuş ki, ordan geçen bi kedi de bunun sesini duymuş ve boku eşeleyip kuşu çıkarmış.
Kuş buna çok sevinmiş, tam kediye teşekkür edecekmiş ki, kedi onu yemiş..

Çıkarılacak Sonuçlar:
1.Her üstüne sıçanı düşman sanma
2.Seni her boktan çıkaranı dostun sanma
3.En önemlisi: BOKUN İÇİNDE MUTLUYSAN SESİNİ ÇIKARMA.

Motosiklet Hayattır

Yazı kimin hala bilmiyorum. Büyük bir kitle Murat Z. Özbilgi'nin diyor ki benim de kanım bu yönde. Benim çok hoşuma giden bir yazı. Ben bunu Murat Z. Özbilgi adıyla alıntı yapacağım. Buyrun:

Motosiklete bin oğlum, çünkü motosiklet hayattır
.

Birçok babanın korkusu oğlunun motosiklete binmesidir. Ölümden ve başka her türlü tehlikeli durumun çocuklarının başına gelmesinden korkarlar. Benim senin başına gelmesinden en çok korktuğum şey ise hayatın zevklerini almadan yaşayan bir eğreltiotu olmandır. Eğer yapmak istediğin şey orada duruyorsa ve aranızda bir tehlike dikilmişse, senin yapman gereken o tehlikeyi bertaraf edip, istediğin şeye ulaşmaktır. İşte bunu yapamazsan hayatın ancak bir eğreltiotununki kadar heyecanlı olabilir.

Motosiklete bin oğlum, ama dikkat et, motosiklet tehlikelidir.

O tehlikenin üzerine aptal gibi gitme. Unutma Sun Tzu der ki; “kötü komutanlar önce savaşa girer, sonra nasıl kazanacağını düşünürler; iyi komutanlar önce nasıl kazanacağını bulmadan savaşa girmezler”. Önce viraja girip de sonra nasıl çıkacağını düşünen aptallardan olma.

Tehlikeleri en küçüğüne kadar bertaraf et. Hep tam koruma kullan, bakımsız motorla yola çıkma, alkollü ya da yorgun binme, kafan bozukken taksi tut, bilmediğin yolda risk alma, diğer araç sürücülerinden köşe bucak kaç. Tehlikeleri nasıl dibine kadar bertaraf edeceğini bilemiyorsan sakın motosiklete binme, çünkü o zaman bu işi beceremezsin demektir.

Motosiklete bin oğlum, çünkü motosiklet aşktır.

Sadece kızlardan bahsetmiyorum, motosiklet macerası yaşam aşkıyla doludur. Güneşi batıracağın yeri bilmek, üzerinde yaşadığın toprakları karışı karışına gezmek, her yaş ve meslekten insanla yolunu paylaşmak ve bindiğin makinenin üzerinde sanki çığlık atarmış gibi kopup gitmek, hayatı dibine kadar yaşamak, ancak bu araçla mümkündür. Motosiklet macerasının içinde yaşam aşkı olmayan insanların tek yaptığı ise teknik detayları birbirlerine anlatarak kocaman, yararlı ama sıkıcı bir ansiklopediyi yaşayıp gitmektir. Aşkın ucunu bırakma, heyecanlı ve renkli ol, sıkıcı olma. Sıkıcı olacaksan arabaya binip, haftasonları futbol, akşamları ana haber seyrederek yaşayabilirsin, motosiklete ihtiyacın yok. Günü yakalamayı bil oğlum, motosiklet senin yaşama enstrümanındır.

Kızlardan bahsetmiyorum dediysem, o kadar da demedim tabi. Hani bazen pembe bir vespa üzerinde pembe kaskla kuğu gibi giden pembe pantolonlu bir kız görürsün ya? Git yanaş, merhaba de ona. Orta parmağı gösterirse, kıza efendi gibi bir selam çakıp gazla bana gel, ensene bir tane patlatayım, sonra bira içmeye gideriz. Hayatı böyle yaşayacaksın işte, öküz gibi, ödlek gibi değil. Hem efendiliğini bozmayacaksın, hem de çılgınlığını koruyacaksın.

Ha hoşlandığın bir kız mı buldun? At motorunun arkasına, Datça’ya götür onu, Knidos’un sularıyla yıka. Can Yücel’in en sevdiğin şiirlerini okurken batan güneşi izlet ona, Domuzbükü’nde yıldızları ört üstüne uyusun. Sonra bu macera için bana teşekkür edeceksin.

Motosiklete bin oğlum, çünkü motosiklet isyandır.

İnsanlık tarihi popüler kültürler ve onlara tepkiyle gelişen kültlerle doludur. Rock tarihi, 68 kuşağı, Avrupa bohemleri, Beatnick’ler hep aynı heyecanla tutuştular. Bugün bu ateş bir miktar sönmüş görünse de sen buna aldanma. İnsanoğlunun doğasında isyan vardır ve motosiklet bunun dışavuruluş şekillerinin en güzellerinden biridir. Motosiklet bir ulaşım aracı değildir, bir isyan aracıdır, bunu kafandan çıkarma.

Hayatın rutinlerine dikkat et oğlum. Efendi ol ama içindeki serseriyi korumayı bil, akşam eve gelince takım elbiseni çıkarıp deri montunu giy. Her zaman kravatın olabilir ama hiç yuların olmasın, her zaman bir patronun olabilir ama hiç efendin olmasın. Eğer seni zincirliyorlarsa o patronu, arkadaşı ya da sevgiliyi dehleyip, kravatı çöz, kol saatini fırlatıp at, gemileri yakmayı bil. Hayatımda tanımaktan keyif aldığım insanların neredeyse hepsi, günü geldiğinde hayatında radikal değişiklikler yaparken gözünü kırpmamış insanlardır. Ve bu insanların neredeyse hepsi motorcudur.

Motosiklete bin oğlum, çünkü motosiklet dostluktur.

Bir motosiklet grubuna mutlaka gir. O motosiklet grubunun içerisindeki bir kavgaya ise asla girme. Unutma ki insanın olduğu yerde sevgi de vardır, kavga da vardır. Toplumdan soyut yaşama, yolu paylaş. Ama kimliğini de kaybetme, yolunu şaşırma. Toplumun içinde dur, ama tek başına ayakta dur, sonuçta yol yalnız senin yolundur unutma.

Herkesle konuştuğun gibi, her tip motora da bin, tutucu olma. “Chopper gitmiyor, dönmüyor” diyenleri takma, altındaki V motorun ritmiyle dans etmeden isyanın ruhunu anlayamazsın. Sıkı bir enduroyla off-road yapmadan doğaya fazla kavuşamazsın. İbrende bir kez olsun 200’leri görmeden de adrenalin seni ilk defa içki içmiş 15 yaşındaki kız gibi sarhoş eder durur. Herkesi dinle ama hiçkimseye kulak asma. Motosiklet türlerinin her biri farklı amaçlarla üretilmiştir, birini seçeceksen seç, ama hepsiyle barışık ol, hiçbirinin fanatiği olma.

Motosiklete bin oğlum, çünkü ben hep motosiklete bindim.

Ve şu hayatımda yaptığım en iyi şeylerden biri bu. Tek bir dakikasından bile pişman değilim ve iyi kötü her maceramın kıymetini bildim. Hayatta öğrendiğim birçok şeyi bu iki tekerlekli cansız makineden öğrendim.

Motosikletle yaşa oğlum ve aradan yıllar geçerse ve ben motosiklete binemeyecek durumda olursam, gel bana maceralarını anlat, nereleri keşfettiğini, kimlerle hırlaştığını, kimlerle dost olduğunu, hangi şarabı kiminle içip, hangi güneşi nerede batırdığını.

Eğer ben ölmüşsem de çok önemseme. Motor üzerinde ölmüşsem neden pişman olmadığımı anlayacak tek kişi sen olacaksın. Eğer ölmemişsem şu pembeli kıza sor bakalım ablası var mı?

Sana bırakacağım en büyük miras, işte bu hayat rehberi, motosikletli hayatın ta kendisidir.

Motosiklete bin oğlum, çünkü motosiklet hayatın ta kendisidir.
 
Murat Z. Özbilgi

13 Ekim 2009 Salı

Günün fıkrası

Rus fizikçiler yerin 100 metre altında bakır tel bulduklarını, bunun ise atalarının bundan 1000 yıl öncesinde telefon şebekelerinin olduğunu kanıtladığını duyururlar.
Bu olaydan 1 hafta sonra Amerikan gazetelerinde ilginç bir manşet yer alır: Amerikan bilim adamları yerin 200 metre altında 2000 yıl öncesine ait fiber-optik hatlar bulduklarını, bunun ise, Amerikan toplumunun Ruslardan 1000 yıl öncesinde gelişmiş dijital haberleşme sistemleri olduğunu söylerler.
Bir hafta geçmeden Trabzon, Araklı'da da yerel TAKA gazetesinde yeni bir manşet: Trabzonlu bilim adamlarının yerin 500 metre altına kadar kazdıklarını
ve hiçbirşey bulamadıklarını, bunun ise atalarının 5000 yıl öncesinde kablosuz (wireless) iletişim sistemlerini kullandıklarını söylerler...

Engelleri Kaldır



Her şey “insan” olmakla başlar. Hepimiz aynı şekilde doğduk, aynı şekilde doyduk, çocuk olduk. Sonra büyüdük, olduk. Kadın ve erkek olduk. Yaşlı ve genç. Özgür ve tutuklu. Siyah ve beyaz. Farklı sıfatlar verildi her birimize: uzun, kısa, şişman, güzel, çirkin, “engelli” olduk. Eşit olamadık bir tek. Hani herkes eşitti hayatta?! Neden bazıları daha eşittir ki bu hayatta!

Sen… Sokağa çıktığında kaç tane engelli ile karşılaşıyorsun? Karşılaştığında ne düşünüyorsun? Bir şey düşünüyor musun? Türkiye nüfusunun yüzde kaçı engelli biliyor musun? Sokakta bir engelli görmek için kaç engelin var farkında mısın? Peki onların nasıl yaşa(yama)dıklarının?

Büyüdüğünde kim olursan ol, ne yaparsan yap eşit yaşamak için çalışan insanlar var burada! Her insanın birçok engeli ve bir kalbi var. Kalbini engelleme, engelleri kaldır!

Eğer sen de insan olmayı önemsiyor, “bir engel de ben olmayayım” diyorsan;

http://www.engellerikaldir.com'a girerek destekleyenlere kendi adını ekleyerek hassasiyetini gösterebilir, facebook grubuna tüm listeni davet edebilir, msn iletine web site adresini yazabilir, blog veya sahip olduğun mecralarda konuya yer verebilir, konu hakkında fikir ve önerilerini e-posta gönderebilir, sponsor olabileceğini düşündüğün tanıdıklarına konuyu paylaşabilirsin.

Gün gelecek, herkes önce "insan" olacak…

Engelleri Kaldır Hareketi
www.Engellerikaldir.com